MUTLULUK ÜZERİNE

Hepimiz mutlu olmak isteriz. Ancak kimi zaman mutsuz olduğumuzu hissederek, başka başka insanların çok mutlu olduğunu düşünür onlara imreniriz.  Örneğin;  Güzel sesi olan bir insanı dinlemek bizde; ” keşke benim de güzel bir sesim olsaydı” duygusu yaratabilir. O anda düşüncemizin altında yatan aslında güzel bir sesimiz olsa, olduğumuzdan  daha mutlu olacağımızdır. Bu örnek genişletilebilir. Örneğin: bir arabanız varsa daha iyi bir modele sahip olmanın sizi daha mutlu edeceğini, daha iyi bir evin  enerjinizi değiştireceğini, daha gösterişli kıyafetlerin sizi daha güzel, daha alımlı göstereceğini böylece daha mutlu olacağınızı düşünebilirsiniz. Hep daha fazlası, hep daha fazlası… Tıpkı olmamızı istedikleri gibi.

Başkalarının hayatını yaşamaktan kendi hayatımızı yaşayamaz olduk. Televizyondan, internete, billboardlardan, alışveriş merkezlerine kadar reklamın olduğu her yerde bizlere daha fazla tüket, başkaları gibi giyin, onlar gibi yaşa mesajları pompalanıyor. Tüketmekten üretmeye fırsat kalmıyor. Tüketim çılgınlığı gözlerimizi kör ediyor.

Belki de mutluluğu yanlış yerlerde arıyoruz.  Mutluluğu sahip olduklarımızda değil sahip olamadıklarımızda arıyoruz.  Elimizdekilerin kıymetini kaybedince anlıyoruz. Ne kadar da klasik şeylerden bahsediyor diye aklınızdan geçirdiğinizi biliyorum ancak bazen alışılageldik şeyler o kadar doğru ki; onları başka türlü anlatmak pek mümkün olmuyor. Benim ki de nasıl bir avuntuysa artık… Bu yazıyı biraz kendimizi silkelemek için yazıyorum. Neyse Nerede kalmıştık?  🙂

Sağlık örneğin; mutlu olduğumuzu hissetmemiz için en büyük neden. Çünkü sağlığımız, o “keşke şöyle olsaydı, keşke böyle olsaydı” diye aklımızdan geçirdiklerimizi  yapabilmek için tek umudumuz. Sağlığımız olduğu sürece henüz hiç bir şey imkânsız değil demektir. Hani bazen çok hasta olan tanıdıklarımız için şöyle deriz “o kadar hasta ama içinde öyle bir yaşama sevinci var ki…” ya da “içindeki yaşama sevinci onu öyle hayata bağlıyor ki” Şimdi biz mutsuz olduğumuzu düşünerek bu insanlara haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Bir de Down Sendromlu insanların dünyanın en neşeli insanları olduğunu düşününce bazen gerçekten de kendimize nankörlük ediyoruz. Sağlığımız yerindeyken kıymetini bilelim.

Elimizdeki imkânların farkına varmak mutlu olmanın ön koşulu. Yanınızda sevdiğiniz insanların, ailenizin olması mutluluktur mesela. Dost ile içilen çay mutluluk değilse nedir? Evinizde battaniyenin içinde televizyon seyretmek mutluluktur.  Mutluluğu uzaklarda aramamak gerek,  yanı başımızdakileri görelim yeter. Ne demiş Edip Cansever “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” Mutluluk da ayrıntılarda saklı görmesini bilene…

Arada bir kendimize nelerden mutlu olduğumuzu  hatırlatalım. Uzun süredir ihmal ettiğimiz sevdiklerimize zaman ayıralım, insanlara iyilikler yapalım, doğada vakit geçirelim, başka canlılar için bir şeyler yapalım, çocukları sevindirelim. Bir işe yaramak mutluluk hissi yaratır.

Polyanna gibi saf olmaktan değil,  sürekli ilerleme kaydeden bir mutluluktan bahsediyorum  size. Domino taşı etkisi gibi birbirine çarptıkça sihrini diğerine geçirmesinden ve büyümesinden. Albert Camus’nun da mutlulukla ilgili beni son derece etkileyen bir sözü var. “Tek başına mutlu olmak utanılacak bir şeydir” der yazar. Tek başına mutlu olmamak için mutluluğu paylaşarak çoğaltmamız gerek. İşte mutluluk böyle bir şey elden ele, elden ele…

Şimdi alalım elimize birer kâğıt kalem: bizi mutlu edenler ve mutsuz edenler listesi çıkaralım. Bir de neleri yaparsak mutlu olacağımızı yazalım. Bizi mutsuz edenler listesine çözüm önerileri getirelim. Daha güzel bir dünya için işe önce kendimizden başlayalım.


Yorum Yazın